RUH NEDİR? KİMDİR?
Ruh; insana hayat veren ve onu
düşünen, anlayan, idrak eden bir kişi haline
sokan maddi olmayan, ölümsüz varlık. İnsanlık
tarihinin belki de ilk dönemlerine kadar uzanan
ve insanları üzerinde düşündürmeye sevkeden ruh.
Ruh hakkında ayet ve hadisler dışında ileri
sürülen bütün görüşler kabule ve redde açıktır.
Çünkü mutlak bilgi anlamında bir
bağlayıcılıkları yoktur.
"Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh,
Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi
verilmiştir."(Isra Suresi 85) ayetindeki ruhtan,
insanı canlı kılan ruhun kastedilmediğini ve
dolayısıyla, insanın ruhu hakkında alimlerin
konuşmalarının caiz olduğunu ileri sürenlerin,
ruh hakkında ortaya koymuş oldukları görüşler,
hiçbir zaman ruhun mahiyetinin gerçekliği
hakkında ne tatmin edici olmuştur ve ne de aklın
ve hayalin ürünü olmaktan ileri gitmişlerdir.
Çünkü bilgi verilmeyen konu, tamamıyla gayb
alemiyle ilgilidir ve gayba dair bilgileri de
Allah'tan başka kimsenin bilmesi söz konusu
değildir.
Ruh çağırma ruhun varlığını kabul eden faskat
hakkında sapık ve gerçek dışı bir anlayışa sahip
olan kimseler, ölmüş insanların ruhlarıyla
irtibat kurulabileceğini ve böylece, gayb
aleminden bilgi alınabileceğini ileri
sürmüşlerdir. Bu kimseler düzenlemiş oldukları
ruh çağırma seanslarıyla insanları kandırmakta
ve onların cehaletlerinden istifade ederek
menfaat elde etmektedirler. Ruh, Allah Teala'nın
emrinde ve denetiminde olan bir varlıktır. Onun
insanlar tarafından çağrılıp bazı istekler
yerine getirmesinin mümkün olduğuna inanmanın
hiç bir dayanağı yoktur.
Peki İslamdan önce ve hala İslam dışındaki
inanışlarla başlayalım ruh hakkında bilinenlere,
bilindi sanılanlara.
Ruh Hakkında İslam Dışı İnançlar
Eski Mısır ve Çinliler ikili ruh inancına
sahiptiler.
Mısırlılar, ölümden sonra bir ruhun cesedin
yanında kaldığına, diğerinin ise ölüler diyarına
gittiğine inanırlardı.
Çinliler, insanın ölümüyle birlikte kaybolan bir
ruhu yanınd ölümden sonrada yaşayan ve kendisine
tapınılması gereken üstün bir ruhun (Hun)
varlığına inanmaktaydılar.
Yunan felsefesinde ruh kavramının içerdiği
anlam, dönmelere ve felsefi akımlara göre
değişmiştir. Epikuruscular ruhun beden gibi
atomlardan meydana geldiğini ileri sürerlerken,
Platoncular ise, ruhu ilahlarla soy birliğine
sahip, madde ve cisimden soyut bir tözsel ilke
olarak kabul ediyorlardı.
Hristiyanlıktaki ruh anlayışı, antik batının
putperest etkisiyle vahiy gerçeğinden farklı bir
platforma oturtulmuştur. Mesela, Allah bir ruh
olarak telakki edilir ve Ruhul Kudüs (Cebrail),
teslis inacının bir unsuru olarak Allah'a şirk
koşulur. Öte taraftan, insanlara ait ruhlar
konusunda da bir takım gerçek dışı ve mesnetsiz
iddialar ortaya atılmıştır. Misal olarak vermek
gerekirse, İncil'de "Ruh, rüzgar gibi, istediği
yere eser. Rab ile birleşen onunla bir ruh olur"
(P.Janet G.Seallies, 148)
Bazı dinlerde, ölümsüz olan ruhların bir beden
den başka bir bedene geçtiğine inanılmaktadır.
Ruh göçü (Reenkarnasyon) denilen bu inanışa
göre, ölen bir kimsenin ruhu tekrar bir bedenle
dünyaya döner ve bu sonsuza dek böyle sürer.
Hint inançlarında yer etmiş bu düşünce Mısurda
da yaygındı. Anmtik Yunan filozoflarından
Pyhtagoras, ruj göçüne inanmakta, Platon ise
bilginin önceki yaşamdan kalan bir birikim
olduğu iddiasını desteklemek için ruh göçünü
delil olarak ileri sürmekteydi.
Mutlu olmak istiyorsak, hayatın cisimde değil,
ruhta olduğuna inamalıyız. (Tolstoy)
Bizi şartlardan çok, ruh yapımız mutlu kılar. (Voltaire)
Ruhu öldürmek, cismi öldürmekten daha büyük bir
cinayettir. (Gerhart Hauptmann)
İnsan ruha bakmalı, güzel bir vücutta güzel bir
ruh olmazsa neye yarar. (Euripidies)
Gören, duyan yalnız ruhtur, geri kalan herşey
sessiz ve sağırdır. (Epicharm)
Ruhun da vücut gibi ihtiyaçları vardır.
(Rousseau)
Basit bir ruh mutluluklarla övünür, felaketlerle
de yere serilir. (Epicure)
Kur'an-ı Kerim'de ruh
Allah Teala, Hz.Adem'le başlayıp Hz.Muhammed
(s.a.s) ile son bulan vahiy süreci içersinde
insan oğluna bir çok gaybi meselede
bilgilendirmiştir. Madde dışı aleme dair
bilgilerden sağlıklı ve güvenilir olanı sadece
Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara
ulaştırmış olduğu bilgilerdir.
Kur'an-ı Kerim'de ruh kelimesi değişik bir kaç
anlamda kullanılmıştır.
1)Allah Teala, Hz.adem (a.s.)'ın cesedini
topraktan şekillendirdikten sonra ona kendi
ruhundan üflemiş ve böylece Adem (a.s.) hayat
kazanmıştır. Yine insanı ana rahminde
yarattıktan sonra, ona kendi ruhundan üflemiş ve
onu ruh sahibi bir insan haline getirmiştir.
O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve
ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonra
onun zürriyetini, dayanıksız bir suyun özünden
üretmiştir. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş,
ona kendi ruhundan üflemiştir... (Secde Suresi
7-9)
Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan
bir insan yaratmaktayım." "Onu tesviye edip,
düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona
secdeye kapanın." (Sad Suresi 71-72)
2) Ruh kelimesi Cebrail (a.s.)'ın karşılığı
olarak kullanılmaktadır. Bu anlamda "Ruhul-Kudüs"
ve "Ruhul-Emin" terkipleri ile geçmektedir.
Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra
ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu
İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs
(Cebrail) ile destekledik. .....(Bakara Suresi
87)
Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin
indirmesidir. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-Emîn
(Cebrail) indirdi..Senin kalbine; uyarıcılardan
olman için. (Şura Suresi 192-194)
3) Ruh kelimesi ile Allah Teala'nın vahyi yani
ayetleri kastedilir.
Allah meleklerini, vahyi (ruh) ile kullarından
dilediğine göndererek...(Nahl Suresi 2)
Ruh Hakkında İslam Alemindeki İnanışlar
Değişik tuhaf yaratılışlı bir melek.
Cesede hayat veren şey. (Fahreddin er-Razi,
Tefsirül-Kebir)
İnsanı canlı kılan bu ruhun mahiyeti, insandan
bedeninde gördüğü fonksiyonu, cisimle
birleşmesinin şekli ve bağlantısı Allah'tan
başka hiç bir kimse tarafından bilinemez. (Kurtubi)
Ruh, yüce, nurani ve hayat sahibi bir varlıktır.
Ancak, duyu organlarıyla hissedilebilecek
cisimler gibi değildir. Bir anlamda, suyun gül
içinde dolaşması gibidir. Bedende dolaştığı
müddetçe ona bağlı olarak tüm organlara hayat
verir. (Alusi ve Ibn Kayyım el-Cezviyye)
Allah Teala, kıyamet gününe kadar Adem (a.s.)
dan olacaklarının tamamını huzurunda toplamış,
önce onları ruh haline getirmiş, sonra onlara
şekil vermiş ve de onları kendi nefisleri
üzerine şahit tutarak "Ben sizin Rabbiniz
değilmiyim?" diye sormuştu. (Ibni Kesir,
Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri)
Ruh, anlayan, idrak eden ve kelama muhatap olup
cevap verebilen kişilik kazanmış yapıdadır.
İlim erbabı, ruhların bedenlerden önce olduğu ve
Allah'ın onları konuşturup şahit kıldığı
hususunda ittifak etmişlerdir. (Ebu Hureyre
r.a.)
Ölüm meleği tarafından ruh kabzolunur,
bedendenden geri alınır, kıyamet gününe kadar
geçici olarak kalacağı alemde "Berzah Alemi"
alıkonulur. Dünya ile ahiret arasında bir geçiş
olan Berzah Alami'nin mahiyetini ancak Allah
Teala bilmektedir. Ancak, Berzah Aleminde ceza
veya mükafat ruhlar üzerinde etkili olur. Kabir
ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem
çukurlarından bir çukurdur. (Tirmizi)
Ruhlar beka (süreklilik) için yaratılmışlardır.
Ölen, insanın cesedidir. Ruh, bedenden
ayrıldıktan sonra, kıyamet günüde tekrar
bedenine dönünceye kadar, Allah'ın nimet ve
azabına muhatap olacaktır.
Ruhun, bedene girmeden önce belirli bir şekle
sahip olup omadığı ve durumu hakkında
insanoğlunun hiç bir bilgisi yoktur.
Ruh, bedenle birlikte gelişir, olgunlaşır ve
kişilik kazanır. Zaman bedeni yıpratır, fakat
ruh zamanın yıpratıcılığından etkilenmez.
Kişinin iyi işleri, ibadetleri ruhu
güzelleştirir, kuvvetlendirir ve olgunlaştırır.
Kötü ameller ise aksi tesir yapar.
Ruh insan şeklindedir. (Ibn Kayyim, Kitabu'r-Ruh)
İyi amelle beslenmiş ruh, dünyadaki şeklinden
daha mükemmel, daha parlak dah nurlu olmakta,
ibadeti vücuduna ruh olarak yansımaktadır.
Ruhlar bedenlerden daha net birbirinden
ayrılırlar. Bedenlerin birbirine benzemesi,
ruhların birbirine benzemesinden daha fazladır.
Yüce ruhlar, melekler bir beden içinde
bulunmadan birbirinden ayırtedildiğine, cinler
de yine birbirinden farklı olduğuna göre; bir
beden içinde gelişen insan ruhlarıda elbette
birbirinden farklıdır ve ayırtedici
özelliklerini korurlar. (Ibn Kayyım el-Cezviyye)
Ruh, kabirde cesede girecektir. Yalnız bu bedene
hayat verme şeklinde değildir. Kabirde ruhun
cesetle irtibatı, uykuda bedenle irtibatı
gibidir. (El-Cevahir fi Tefsiril kuran)
Hadis-i Şeriflerde Ruh
Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbiriyle
tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ayrılır. (Buhari)
Şüphesiz sizden birinizin teşekkülatı annesinin
karnında kırk günde toplanır. Sonra orada o
kadar bir müddetde pıhtı olur. Sonra o kadar
müddetde orada bir parça et haline gelir. Sonra,
Allak ona bir melek gönderir. Meleke, "Amelini,
ecelini, rızkını, şaki veya said olacağını
yazması şeklinde dört kelime emrolunur. Sonra da
ona ruh üflenir... (Buhari)
Allah Teala, Adem'i yarattığında sırtını
sıvazlamış ve kıyamet gününe kadar Allah
Teala'nın onun onun zürriyetinden yaratacağı her
insan onun sırtından düşmüştür.(Ibni Kesir, a.g.e.)
Ölenin gözü, alınan ruhunun ardından bakakalır.
Melek kabzolunan ruhun elinden tutar, bu sırada
yeryüzünde benzeri görülmemiş bir koku meydana
gelir.
Müminin ruhu çıktığı vakit, onu iki melek
karşılar, yukarıya çıkarırlar. Sema ehli, "Güzel
bir ruh yer tarafından geldi. Allah sana ve
yaşattığın cesede salat eylesin" derler.
Peşinden onu Rabbine götürürler.
Gerçekten ölü kabrine konulduğu vakit, kendisini
getirenlerin oradan ayrılırken ayakkabılarının
seslerini pekala işitir. (Muslim)
Kaynak:
1) Ruh, Ömer TELLİOĞLU, Şamil İslam
Ansiklopedisi,
2) Elmalı Tefsiri
3) Güzel Sözler, Bilal Eren |