Kozmik Bilim Nedir?
Kozmik bilim akıl sahiplerine
yeni aklını kullananlara ve düşünenlere hitap
ediyor.
"Kozmik Bilinç" kainat kitabını ilim ve fen
noktasında okumaktır.
"Kozmik Bilim" ise "Kozmik Bilinç" gözüyle bu
gezegenleri güneşe,
cazibe kuvvetiyle bağlayan ve onları yüzyıllardır
belli bir plan, nizam, intizam içinde döndüreni,
"İdare Edeni" hatırlatmak ve O'nu dikkate veren
bir "Bilinç" ortaya koymaktır.
Asrımızın, hem insanımız hem dünyamız için
çözülemeyecek hiç bir problemi yoktur.
Kozmik Bilinç
"Kozmik bilinç" ve "felsefik görüş"ün
birbirinden farkı: "Felsefeciler" kâinata
bakarken hedefleri; güneşi ve ona bağlı cazibe
kuvvetiyle dönen gezegenleri en ince detayına
kadar incelemek, araştırmak ve yazmaktır.
"Kozmik bilim" ise "kozmik bilinç" gözüyle bu
gezegenleri güneşe cazibe kuvvetiyle bağlayanı
ve onları yüzyıllardır belli bir plan, nizam ve
intizam içinde döndüreni, "İdare Edeni"
hatırlatmak, O'nu dikkate ve nazarlara veren bir
"bilinç" ortaya koymaktır. O’da tektir,
Vahit’tir. Herşey O’nun gücü sınırları
içindedir.
Bugün birtakım aletler ve teknik uygulamalarla,
Yaratıcı'nın ilmî sıfatlarının merhalelerini
görme imkanı mevcuttur.
İlim adamları, kozmosun sırlarından çoğuna
ulaştıklarında gördüler ki, İlahi kitaplar
kozmik evrenle uyum halinde ve içinde yazılanlar
ölçülerek, deneyler yapılarak
ispatlanabilmektedir.
Bilim adamları dünyadaki ilahi kitaplarda
bildirilen emir ve yasakları makine ile
ölçmüşler ve bir seviyeye gelmişler.
Bütün burada anlatılanlar uzun araştırmalar
sonucunda, 30-40 bin kişinin çalıştığı, 1960'lı
yıllarda kurulan kozmik araştırma merkezlerinde
yapılan araştırmalar sonucunda ortaya
çıkarılmıştır.
Cihan hakimiyetine sahip olabilmek için dünya
devletlerinin gizli teşkilatlarındaki -CIA, FBI,
Mossad, MI6, FSB, NSA, KGB vb.- araştırmaya
yönelik örgütler ve Bilimler Akademilerine bağlı
olarak çalışan dünyanın pek çok yerindeki ve
özellikle Kafkasya'daki, şahsımın da bizatihi
bulunduğu Kozmik ve Stratejik Araştırma
Merkezleri ve "think tank" düşünce
kulüpleri-beyin fırtınaları kuruluşları
mevcuttur.
Azerbaycan'daki Petrol Üniversitesi’nde bile 21
adet araştırma enstitüsü bulunmaktadır.
Bizim de içinde bulunduğumuz kozmik araştırma
merkezinin 11 tane bölümü vardır. Örnek olarak,
nöron bölümünde nöronun 3 ayrı bilim dalı
vardır. Bunlardan sadece biri olan davranış
bilimleri dalında onlarca bilim adamı çalışır.
Ne yazık ki bu ilimler Türkiye'de planlı ve
amaçlı olarak anlatılmamış, bu gibi bilimlerden
ve araştırmalardan her ne sebepse insanlar ve
üniversitelerimiz uzak tutulmuşlardır.
İnsanın yaradılış amacına uygun ulvî ve manevî
bir hayat yaşamasını sağlamak ve insanları
malayani, boş şeylerden kurtarıp ciddi olanı
gözle görülemeyeni mana gözüyle görebilmesini
sağlamak gerekmektedir.
Bizim bu "ilmî gelişme ve keşifleri" dünya
insanlığıyla paylaşmamız, proje sahibi yetkili
hocamızın dünya insanlığının bu bilime ve
bilgiye ihtiyacının vaktinin geldiğini bizce de
karanlıkların ardından güneşin doğmasının
zorunluluğunun hissedilmesini bildirmesi ile
olmuştur.
16 adet teknoloji patenti, halen proje başkanı
hocamızın elindedir. Bunlar "know-how"
teknolojisi olup bu karanlık asrımızın yüzünü
maddî ve manevî aydınlılığa çıkarabilecek ve
belki de kıyamete kadar insanlık; reçeteleri
elimizde olan bu "know-how" teknolojisi ile
gerçek insanlığına kavuşacaktır.
Bu konuda yazılan ilk eserimiz YAİAM
ENERJİSİ'nde yazılanlar bu know-how
teknolojilerden sadece bir kaçının dünya
insanlığı ile paylaşılmasıdır. Zamanı geldikçe
de bu paylaşım artacaktır.
Bu konuda yazılmış olan kitapların bazıları
insanları çok olumsuz sonuçlara; reenkarnasyon,
vahye ters ilişki, dinsizlik vs. gibi çıkmazlara
götürüyor. Çünkü, menfi güçler kainat kitabının
tanınmamasına çalışmakta, böylece ekolojik denge
bozulması ve hastalıklar ortaya çıkmaktadır.
"Kozmik bilinç" kainat kitabını ilim ve fen
noktasında okumaktır.
O'nu anlamak, O'nu anlatmak çok zor.
Yaratıcı'nın bugüne kadar fazla anlatılmayan ve
anlatılamayan yönlerini ilim ve fen noktasında
akılları gözlerine inmiş insanlığa anlatmaya
çalışıyor.
İlahi anlamda emirlere, emredildiği için inanmak
gerekli ama nedenlerini ve niçinlerini ilmî
açıdan bilmenin mahzuru olmasa gerek.
Bu ilmin manevî yönü de var. O'nunla, zerrelerin
sahibi ile bağlantıyı koparmamak gerekir. O'na
yaklaştıkça, O'nun sırları, tecelliyatları
insana açılmaya başlar. Bu da bir ilimdir.
Havas ilmini incelemek ve bilmek gerekir.
Bu bilimde virüs, bakteri, cin, şeytan gibi
tanımlar yerine enerji boyutları ile
müspet-menfi enerji tanımları kullanılır.
Kozmostaki her şeyde ikilik, yani müspet - menfi
yönler vardır. İnsanların da her şey gibi bir
enerji boyutu vardır. Her canlı enerji
boyutunda, dalga boyunda farklı işleve sahiptir.
Örneğin, yağmuru getiren ile güneş ışığını bize
getiren de canlıdır ama bunların cisimleri,
cinsleri, boyutları ve enerjileri farklıdır.
Kozmosu, arşı -semaların dışındadır-, âlemi
kaplayan "esir maddesi" başlı başına
araştırılması gereken bir ilimdir. Esir maddesi
ile seyyaratın, denizlerin, uzayın ve diğer
ilimlerin izah edilebilme imkanı var. Hatta,
diyebiliriz ki, Amerika'yla yapılan telefon
konuşması ve canlı yayınlar esir maddesi
üzerinden bir canlının "sesler"in ve "ışık"ın
taşıması ile yapılabildiği gibi uzayda yürüyen
kozmonotlar ve gök taşları da onun
taşıyıcılığındaki ve akıcılığındaki özelliği ve
diğer özellikleri ile hareket edebilir.
Yıldızları, gezegenleri ve diğer bütün
yaratılanları hareket ettiren, bir merkezdir.
Güneş, ay, tek hücreliler, bütün görülebilenler,
belli uzaklıkta gibi görünse de aslında onlar
çok ama çok yakınımızdadır, hatta bize şah
damarımızdan daha yakındadır.
Göz görmez, beyindeki göz merkezi de göremez,
çünkü protein, fosfor ve karbonhidrat vs.’nin
görme yeteneği olamaz. Demek ki gören, onun
ötesinde bir şeydir. O da Yaratıcı ile
bağlantılıdır. Göz ve beyin aslında bir
aracıdır. İnsanlık bunun farkına vardığı zaman,
insan olduğunu anlayacak, belki de işte o zaman
ölçü ve boyutlar değişecek, bir anda arşta veya
arzda olunabilecektir.
Aslında görünenler, beyin ve gözün ötesinde bir
şey olup gören de öte bir şeydir veya ötenin
O'nunla bağlantısı sonucunda görülenlerdir
derken zaten mevcut olan bir şeyden bahsederiz.
Çünkü her şey O'nunla bağlı olarak planlı bir
programın parçasının o anki tecellisinin ortaya
çıkışıdır.
Onlar ruh dünyamızda, bizimle iç içedirler.
Semavat denen şeyler bizim ruh dünyamızdadır.
Madde asıl değil, belki manadır. Fakat bize
hakim değildir. Belki bize mahkum edilmiş bir
ruhtur, şuurdur.
Uzaklık, yakınlık izafidir. Uzaktaki yıldızlarla
bile ruhsal noktada beraber olabiliriz,
rüyalarımızdaki gibi…
Gerçekte, Levhi Mahfuz’da kader noktasında her
şey yazılmış. Bizler yaşamış ve ölmüşüz ama
bilmiyor olabilir miyiz? Kaderi iyi anlamak
lazım. Verilen cüzi irade ve istidatla, emirler
ve yasaklar doğrultusunda hayat çizgimiz devam
eder.
Hz. İsa'nın başında müspet enerji hâleleri
görüntülenmiş ve hâle olarak resmedilmiştir.
Aynı hâle günümüzde bazı kişilerde de vardır ve
görünebilir. Bakmak ve görmek ayrı bir sanattır.
İstidat ister.
Gösterilen nimetler için "Rabbim bunların
asıllarını ve menbalarını göster." diye dua
ederiz. Nimetler gölge veya numune olabilir mi?
Yoksa, hepsi birer enerji boyutu mu? Kainata
ibret nazariyle bakmak, yani tefekkür büyük bir
ibadettir. İnsana istidat kazandırır. Enerji
boyutlarını müspetleştirir, güçlendirir ve
derece kazandırır.
Yaratıcı güç "İlmi isteyene, malı istediğime
veririm." derken acaba ne demek istiyordu? İşte
bunun için bu asrın ve dünya insanlığının
kurtuluşunu ilim ve fen noktasında terakkide
görüyoruz.
|