Abid:
İbadetle meşgul olan.
Akıl-balig:
Ergenlik çağına
ulaşmış olan.
Akika:
Çocuk nimetine
karşılık, Allahü teâlâya şükretmek niyetiyle
kesilen hayvan.
Arefe:
Zilhiccenin 9. günü.
Kurban bayramından önceki gün. Başka güne arefe
denmez.
Aşere-i
mübeşşere:
Cennete girecekleri, dünyada iken
ismen müjdelenen on Sahabi.
Ateist:
Allahü teâlâya inanmayan, dinsiz.
Bid'at:
Sonradan ortaya çıkan şey. Zararlı olmayan
âdetlerdeki değişiklikler günah olmaz. İbadette,
bid'at yasaktır. Mesela papaz elbisesi giymek
günah değil, haç takmak küfürdür.
Caiz:
Yapılmasında mahzur, [sakınca] olmayan şey.
Dar-ül-Harb:
İslam ahkamının tatbik edilmediği yer. Kâfir
diyarı. İslam ahkamının tatbik edildiği yere,
İslam diyarına Dar-ül-İslam denir.
Edille-i şeriyye:
Dinimiz için esas olan ve bunlara bağlı olan
deliller. Edille-i şeriyye dörttür. Bunlar,
Kitap [Kur'an-ı kerim], Sünnet, İcma ve
Kıyastır.
Eshab:
Peygamber efendimizin mübarek arkadaşları. [Allahü
teâlâ, Kur’an-ı kerimde hepsinden razı olduğunu
ve hepsine Cenneti vaat ettiğini bildirmiştir.]
Fasık: Harama
önem verdiği halde emir ve yasaklara uymayan
günahkâr.
Feyz: İlahi
ihsan, lütuf, manevi nimetler.
Fıkıh: Dinde
yapılması ve yapılmaması gereken işleri bildiren
ilim. Bu ilimden kendisine lazım olanları
öğrenmek farzdır.
Fakih: İctihad
derecesine varmış âlim.
Fitne:
Bölücülük yapmak, insanları sıkıntıya, belaya
düşürmek.
Fuhş: Çirkin söz ve iş.
Gayrı müslim:
Müslüman olmayan. Daha çok hıristiyan ve
yahudilere denir.
Hacamat: Deriyi
keserek kan alma. Sülükle de olabilir.
Halife:
Resulullah efendimizin vekili ve bütün
müslümanların reisi veya bir tasavvuf büyüğünün
vazifelendirdiği talebesi.
Halvet: Yabancı
bir kadınla bir erkeğin, bir yerde yalnız
kalması.
Hasenat:
Güzel işler, iyilikler. Seyyiat ise bunun
zıddıdır. Kötülükler, günahlar demektir.
Hatem-ül-enbiya:
Peygamberlerin sonuncusu Muhammed
aleyhisselam.
Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah: Allah
için sevip Allah için düşmanlık etmek.
Hurmet-i musahere:
Herhangi bir kadına, şehvetle dokunmakla
hasıl olan durum. Bir kadının herhangi bir
yerine şehvetle dokunmak, hurmet-i musahereye
sebep olur. Yani o kadının neseb ile ve süt ile
olan anası ve kızları ile, o erkeğin evlenmesi
haram olur.
Hüsn-i zan: İyi
zan.
Su-i
zan: kötü zan.
İctihad:
Müctehid âlimlerin Kur'an-ı kerim ve hadis-i
şeriflerden çıkardıkları hüküm.
İddet: Boşanan
veya kocasının ölümü ile dul kalan kadının başka
erkekle evlenebilmesi için beklemesi gereken
zaman.
İhlas: Bütün iş
ve ibadetlerini yalnız Allah için yapmak. İhlas
sahibine muhlis denir.
İrtidad:
Müslüman iken, İslam dinini terk etme. Terk
edene mürted denir.
İskat ve Devir:
Ölen müslümanı, namaz oruç gibi borcundan
kurtarmak için yapılan iş.
İstiğfar:
Allahü teâlâdan mağfiret, af dilemek.
İstihare: Bir
işin hayırlı olup olmayacağını anlamak için, iki
rekat namaz kıldıktan sonra, rüya görmek üzere
uykuya yatma.
İstihaza: Adet
ve lohusalık dışında gelip oruca, namaza mani
olmayan hastalık kanı.
İtikad:
Peygamber efendimizin, Allahü teâlâ tarafından,
Peygamber olarak bütün insanlara getirdiği ve
bildirdiği hususların hepsini kalben tasdik
ederek inanma.
Kefaret:
Yanlışlıkla veya kasten işlenen bir günahın affı
için dinin emrettiğini yapma.
Kelime-i Tevhid:
"La ilahe illallah Muhammedün resulullah"
sözü.
Kelime-i Temcid:
"La havle vela kuvvete illa billah" sözü.
Kerahet:
İşlenen amelin sevabını gideren şeyler. Buna
mekruh da denir.
Mahrem: Nikah
düşmeyen kimse. Namahrem, yabancı, kendisiyle
evlenilmesi haram olmayan demektir. Herkese
söylenmeyen gizli şeylere de mahrem denir.
Mahşer:
Kıyamette bütün mahlukatın dirildikten sonra
hesap için toplanacakları yer.
Mendub:
Yapılması halinde sevap, yapılmazsa günah
olmayan şeyler.
Mubah: Dinimizde yapılması emir olunmayan
ve yasak da edilmeyen şeyler.
Müdahene: Gücü
yettiği halde, haram işleyene mani olmamak.
Müdara: Dini veya dünyayı zarardan
kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek.
Mümin: Resul-i
Ekremin bildirdiklerinin hepsini beğenip, kalbi
ile kabul eden, inanmayıp inkâr edene münkir
veya kâfir denir.
Münafık:
İnanmadığı halde, müslümanları aldatmak için,
müslüman görünen kimse.
Riyazet: Nefsin
isteklerini yapmamak. Nefsin istemediğini yapmak
ise mücahededir.
Ruhsat:
İslamiyet’in meşakkat ve zaruret gibi sebeplere
bağlı olarak, ibadetlerde ve diğer işlerde
tanıdığı izin ve kolaylık, kolaylık yolu,
azimetin zıddı.
Salih: Ehl-i
sünnet itikadında olup genel olarak günah
işlemeyen kimse.
Sapık: İtikad veya ibadetlerde Ehl-i
sünnetten ayrılan.
Sütre: Namaz
kılanın önüne diktiği yarım metreden uzun çubuk.
Tahmid:
"Elhamdülillah" sözü.
Riya: İki
yüzlülük, Allah’tan başkası için ibadet etme.
Nifak:
Münafıklık.
Şikak:
Uyuşmazlık.
Nefs-i emmare:
Kötülük yapmak isteyen nefs.
Rüşdü hidayet :
Doğru yolu arayıp bulma.
İstikamet:
Doğru yol.
Erzel-i ömür:
Başkalarına muhtaç olunan sıkıntılı ihtiyarlık
dönemi.
Murat:
Seçilmiş kimse.
Muhlas:
Devamlı ihlas sahibi.
İsar:
Cömertlik, kendine ihtiyacı olmayan şeyleri
vermek, isar ise, kendine gereken şeyleri
vermektir. Yani başkalarını kendine tercih
etmektir.
Amel-i kesir:
Namazı bozan çok hareket.
Rükün: Namazın
içindeki bir farz.
Rüku:
Namazda, elleri dize koyup yaklaşık 90 derece
eğilmek.
Necaset:
Gaita, idrar, kan gibi pislik.
Teganni:
Teganni, ırlamak, sesini hançeresinde
tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Yani,
musiki perdesine uydurmak için, hareke, harf ve
med [uzatmak] eklemek veya çıkarmak suretiyle
kelimeleri bozmak demektir.
Tefekkür:
Allah’ın varlığını birliğini ve
yarattıklarındaki hikmetleri düşünmek demektir.
Dimağı yorulur:
Beyni yorulur demektir.
İtidal: Orta
yol, aşırılıklardan uzak olmak demektir.
Sual: Feth
suresinin başındaki "zenb" kelimesini ehl-i
sünnet âlimleri nasıl tevil ediyorlar?
CEVAP
Oradaki zenb yani günah kelimesi, (Habibim
seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten
mahfuz buyurduk) anlamındadır.
Sual:
Salik ne demek?
CEVAP
Salik, tasavvuf yoluna girmiş talebe, mürid
demektir. Salik, Allahü teâlânın sevgisi ile ve
Onun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanar.
Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın
haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez.
Geçmişteki günahlarından utanarak başını
kaldıramaz. Her işinde Allah’tan korkar, titrer.
Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri
yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve af
eder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru
kendisinde görür. Her nefeste Allah’ını düşünür.
Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir
kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü
teâlânın evi bilir.
Sual:
Kurbet ne demektir?
CEVAP
Allah rızası için yapılan iş demektir.
Sual: Kâbe’ye
niçin mescid-i haram denilmiştir?
CEVAP
Orada, idamlığı da, öldürmek haram olduğu
için.
Sual:
(Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah) ne
demektir?
CEVAP
(Senin emrin onlarınkine tercih edilir)
demektir.
Sual: Ahmaklık
ne demektir?
CEVAP
Zararlı iş görmektir.
Sual: Peder
ne demektir? Baba yerine kullanmak caiz midir?
CEVAP
Peder, Farsça baba demektir. Kayınbabaya
kayınpeder denir. Kullanmakta mahzur yoktur.
Sual: Cuma
günü ruhun tanıdıkların evine gelmesi ne
demektir?
CEVAP
Ruh madde değil, gelmesi, bilmek, tanımak
demektir.
Sual: Hadis-i
şerifte başı ağrımayan birinin, Cehennemlik
olduğu bildirilmiştir. Burada baş ağrısı ne
demektir?
CEVAP
Dert demektir. Yani her müslümana dert,
keder gelir demektir. Mefhumu muhalifi muteber
olmaktadır.
Sual: Bir
kelimeyi çocuğa isim olarak konunca anlamı
değişir mi?
CEVAP
Değişebilir. Misallerle açıklayalım. Mesela,
İslam, cihad kelimeleri isim olarak konmuşsa,
artık, İslam'a, müslüman olmak denmez. Müslüman
olan diye tarif edilir. Cihad kelimesine de
savaş, savaş etmek denmez. Allah için savaşan
denir. Cihad kelimesinin biraz daha kuvvetlisi
Cahid'dir. Bunun da daha kuvvetlisi Mücahid'dir.
İsim olarak konunca, artık, Cihad da, Cahid de,
Mücahid de, biri diğerinden daha kuvvetli olmak
üzere, cihad eden anlamına gelir.
Bunun gibi, Hicabi, utanmakla ilgili demektir.
Ama bu isim olarak kullanılınca, mahcup,
utangaç, hayâlı, edepli, terbiyeli, perdeli,
namuslu gibi anlamlara gelir.
Hulki, Ruhi, Sulhi kelimeleri de böyledir.
Sual: Ben
evli olduğum halde, dedem bana nabekâr diye
takılıyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Nabekâr, faydasız, işe yaramaz demektir.
Serseri, haylaz, avare, işsiz gibi manaları da
vardır.
Sual: Şerefli,
şerefsiz deniyor. Şeref nedir?
CEVAP
Şeref, yücelik, büyüklük, Allah katındaki
üstünlük demektir.
İnsanın şerefi, Allah indindeki değeri, ilim ve
edep sahibi olması ile ölçülür. Zenginlikle,
makam ve mevki sahibi olmakla, şöhret veya soyla
ölçülmez.
İnsanın şerefi, ilmi ve edebi ile ölçüldüğü
gibi, mekânların [yerlerin] şerefi de orada
oturanların şerefi ile ölçülür. Onun için,
(Şeref-ül mekân bil mekin) demişlerdir. Bir
evde salih kimseler varsa, günah işlenmiyor,
ibadet ediyorlarsa, orası şerefli bir mekân
olur. Bir evde de, fasıklar oturuyor, orada
çeşitli günah işleniyorsa, orası fısk meclisi
olur.
Sual:
Faideli Bilgiler kitabında, Seyyid Abdülhakim
Arvasi hazretleri için (Zülcenahayn)
tabiri geçiyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Cenah, kelime olarak kanat demektir.
Cenahayn, iki kanatlı, iki özelliği olan
demektir. “Zü” de sahip demektir.
Kelime olarak, iki kanat sahibi zat demektir.
Istılahta ise, hem zahiri ilimlerde, hem de
marifette yani tasavvufta yüksek dereceye
ulaşmış âlim demektir. Mürşid-i kâmiller de,
ictihâd derecesinde yüksek âlim oldukları için,
hem ilim, hem de marifet sahibi yani
zülcenahayn idiler.
Sual: On
sekiz bin âlem ne demektir?
CEVAP
Her mahlûk nevine âlem denir.18 bin mahluk
var demek.
Sual:
Esselamü alâ menittebe’al hüdâ, “Hüdaya tabi
olanlara selam olsun” demek midir?
CEVAP
Huda [hı ile], Farsça’da ilah manasındadır.
Sahip, efendi manasına da gelir. Arapça’da ise,
hüda [he ile] hidayete erme, doğru yolu, hak
yolu, yani İslamiyet’i bulma gibi manalara
gelir. Bildirdiğiniz cümlenin manası,
(Hidayet üzere olana, hak yolda bulunana selam
olsun) demektir.
Sual: Nabi
efendinin bu şiirini açıklar mısınız?
Sakın terki edebden, küy-i mahbûb-i Hudâdır
bu,
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâdır bu!
Murâ'ât-i edeb şartiyle gir Nâbî bu dergâha,
Metâf-i kudsiyândır, bûsegâh-i Enbiyâdır bu!
CEVAP
Kelimelerin manaları şöyledir:
Küy = köy,
mahalle, şehir
Murâ'ât =
saygı göstermek riayet etmek
Metaf =
tavaf edilecek yer
kudsiyan =
kudsiler, melekler
Busegah =
öpülecek yer
Edepsizlik yapmaktan çok sakın, burası Huda'nın
sevgilisinin şehridir.
Burası, Allah’ın rahmetle nazar ettiği, Muhammed
Mustafa'nın makamıdır.
Nabi, bu dergâha, saygı ile edebini takınarak
gir.
Meleklerin tavaf ettiği, peygamberlerin eşiğini
öptüğü yerdir burası.
Sual:
Kitaplarda geçen, müfti-yi macin ne demektir?
CEVAP
Macin, dini dünya kazancına alet eden
hilecidir. Müfti-yi macin ise, sapık
itikadını başkalarına bulaştırmak çabasında olan
din görevlisi demektir.
Yâ ile başlayan
ifadeler
Sual: Resulullah kelimesi, bazen Resulallah
okunuyor. Niçin böyle okunuyor?
CEVAP
Arapçada yâ ile başlayan kelimeler öyle
okunur. Birkaç örnek verelim:
Resulullah, yâ ile başlayınca, yâ Resulallah
olur.
Rabb-ül âlimin, yâ ile başlayınca, yâ Rabb-el
âlemin olur.
Ebu Bekir, yâ ile başlayınca, yâ Eba Bekir
olur.
Ebu Ubeyde, yâ ile başlayınca, yâ Eba Ubeyde
olur.
Emir-ül müminin, yâ ile başlayınca, yâ
emir-el müminin olur.
Melek-ül mevt, yâ ile başlayınca, yâ melek-el
mevt olur.
Hüccet-ül islam, yâ ile başlayınca, yâ
hüccet-el islam olur.
|